Wednesday, 27 April 2016

Erik'le Şaka Olmaz

"Ay vallahi her şeyi buluyoruz. Meyveler de Güney Avrupa'dan geliyor. Berry'lerin tadını anlatamam. Çileğin kokusunu bir duysan hmmm..."
Ee peki yeşil erik?
Zargancamla bulduğum green plum söz öbeğine yeni dünya uzatarak yanıt veren manav?
"Bilmemnesingen High Street'te kurulan pazarda satıyorlar" diyen yalancı arkadaş?

Memlekette bile mevsimi dar olması itibariyle açılışı Macro'da 90TL ile yapan can erik, cancan erik İngilizlerin hiç umrunda değil. AB'de kendisine özel bir meyve sebze düzenlemesi yapılmamış, Green Plum kelimesi kayıtlara geçmemiş. Zincirdeki en densiz halka ise "Bosver, zaten 15 gün kütür, o mahsulü de tarla parasına İstanbulluya iteliyoruz" diyen tüccar.

Facebook'a giremez oldum. Erikli, kirazlı post göreceğim diye aklım çıkıyor. Papaz olsa, biraz gevşemiş olsa bu kadar dertlenmem ama biliyorum, hisediyorum. Bugün yarın iri, sulu can erik bir hışımla gelip geçecek tezgahlardan, peh peh peh. Kiziroğlu Mustafa Bey'e söyleyin derdim büyük. Dolu yağdı bugün la burada!

Bak Postacı Geliyor

35 yılda toplam bu kadar mektup almamışımdır. Evin kapısında, bir Instagram fotosunda 50 like (min.) alacak o mektup deliği kabusum oldu. Her gün bankasından belediyesine, elektrik şirketinden boyacısına kadar tüm Birleşik Krallık bana mektup gönderiyor.

Resmi kurumlar ve elektrik-su-gaz sağlayıcıları önce bir mektup göndereceklerini söyleyen ön mektup gönderiyorlar. Fatura öncesinde de faturamın şu tarihte geleceğine dair bir mektup alıyorum. Ana fikri tek cümle olan uzuuun mektuplar yazıyorlar. O kadar uzun ki çoğu zaman biriktirip okuyorum. Bir gün elektrik idaresi cesaretini toplayıp bana açılacak diye korkuyorum. O uzun mektubun sondan iki önceki paragrafında gerçekten çok önemli bir mevzuyu cümle arasında geçiriveriyor. Dibine kadar okumasan ödeme emri veremeyeceksin.

Sonra tanıtımcılar başlıyor. Her biri birbirinden grafik felaketi, korkunç tanıtımlar. ucuz croplar, kötü fonlar. En son post-it kadar kağıda renksiz fotokopi ile çoğaltılmış broşür buldum, sen düşün.

Onun ardından evin mülk sahibine, önceki sahibine ve ondan önceki kiracısına gelen mektuplar var. Yanlışlıkla, tek tük değil, bildiğin her gün düzenli üçüne de bir mektup mutlaka geliyor. Evin içi çöplük.

O sevimli mektup deliğinin demir olduğuna da dikkat çekerim. Sessiz evin içinde mahallede çangırt çakktt glapps diye gelen mektup bombasıyla, "booeegghh  aaayy em kaamiingg" minvalinde bir şeyler bağırarak kapıya koştum 30 gün; Sarı ve Matmazel ise üst kata topuk.

Her hangi  bir kurumla iş yapmanın da yolu mektuptan geçiyor. Misal yüzyüze görüştüğün banka yetkilisi "biz size şifrenizi mektupla göndereceğiz" diyor. Şifreyi iki ayrı mektupta göndererek kendince güvenlik önlemi alıyor. Ben aynı, postacı aynı, kapı aynı. Neyin güvenliği gerizekalı? Mektup atıyon, kağıt la kağıt!

Bir yere kayıt mı olmak istiyorsun, o zaman formu doldurup mektup atman gerekiyor. Faturaların altında banka bilgilerini doldurup postlayabileceğin perforeli kağıtlar var. Zarfa para koymayın yazmış. Düğün arabası mıyız biz, niye zarfa para koyalım. Sana yanlış gelen mektupları postalaman için adres gönderiyorlar. Ben en son 12 yaşında atmışım mektup, 1 dolar vererek kavuştuğum İtalyan Pen Pal arkadaşıma (bakınız 80'lerde çocuk olmak).

Sahi iadeli taahhütlünün İngilizcesi ne?