Thursday, 20 October 2016

Gurbetçilik Kural No 5: Memleket Boklama

Ata sporumuz sayılabilecek gidişattan yakınma, hükûmetten şikâyet ve halkın eğitimsizliğine övgü; yani kısaca memleket boklama, gurbetçinin eve dönüşlerde incelikle sergilediği bir davranıştır. Kişisel yorumlamalarla şekillense bile boklama, temelde 3 ana akımdan etkilenmiştir.

Dolaylı Boklama (Tevriye)

Tarihteki ilk örnekleri, Anadolu köylerinde toprak çömleği işaret ederek “Almanya’da bunu en az 20 Oyro’ya satarsın” güzellemesi ile görülmüştür. Amaç gurbetteki iyiliği işaret ederek, memleketi kötülemektir. Ağırlıklı olarak milliyetçi ya da ulusalcı eğilim sergileyenlerin başvurduğu bir yöntemdir. Memleketteyken “ya sev ya terk et” yaklaşımını gurbete de taşıyarak bulundukları ülkeyi aşırı severler, her kuralını haklı bulur, insanını övmelere doyamazlar.
Marmaris’teki tezgahtar kardeşin kışın eleman sayısının azaltılması ve işi yetiştirmek için her akşam mesaiye kalmalarından şikayeti esnasında sarf ettiği “Bunu Avrupa’da olsan yapamazsın” cümlesi bir gurbetçi için kaçırılmaz fırsattır. “Yapamazsın tabi. Sendika adamın aklını alır. Zaten eleman durmaz iki gün bile…” şeklinde örnekleri çoğaltabiliriz.

Dümdüz Boklama (Mübalağa)

İki tip mübalağa vardır. İlki ağırlıklı olarak sol kanatta vuku bulur. Onlara İstanbul’dan İzmit’e taşınmak bile gurbetçiliktir. Bir sebepten harekete geçemeyenlerde “gitmek lazım bu ülkeden” şeklinde tezahür eder. Gerçekten gidenlerin ise önü alınamaz, çağlayanlar gibi çoşarlar. Hükümetinden girer, sokaktaki adamın vahşiliğinden çıkar; medeniyetsizlikten girer 6-7 Eylül’den çıkarlar. Herkes hasta ruhludur, herkes herkesi ütme derdindedir ve bu ülke adam olmazdır. Ama günün sonunda ince belli bardakta kaçak çay gelince yelkenler pırpırlanır, onlara her yer gurbettir.
İkincisi ise eskilerin Alamancılık olarak tarif ettiği kadim bir söz sanatıdır. Haufbaunhof’larda hayat başkadır. Onlar memlekete gelince ‘TV bakarlar’ ama en çok kanallı dicitürk bile doşland kanallarının yarısı etmez. Kölün kadar temiz değildir sokaklar. Bu da insanlık mıdır?

Artık Bize Gelmez (HÜSN-İ TA’LİL)

Gideli 6 ay ile 3 yıl arasında değişen taze gurbetçinin en sık kullandığı söz sanatıdır. 20 yıllık gurbetçi memlekete daha nostaljik baktığı için bu sanatı pek beceremez. Becerse de anasının babasının “civciv çıktığı kabuğu beğenmezmiş” lafları ile susturulur.
“İki günde strese boğuldum. Bu şehirde nasıl yaşıyorsunuz anlamıyorum.  Ben alışmışım Thames kenarında sincaplara şarkı söyleyerek yürümeye, herkesle selamlaşmaya. Ay ne burada herkes asabi, herkes asık suratlı. Zaten kimse kitap okumuyor. Orada her iş kurallı, zırt diye cevap geliyor konsülden” ile başlayıp pek çok anı ile koşulabilecek en uzun maratondur ve genelde “Dönsem bile İstanbul’da yapamam artık. Belki Bodrum…” ile taçlandırılır.

Bu Türkiye tatilimizde, üstadlarımız kadar olamasa da, elimizden geldiği kadar söz sanatlarını kullanmaya çalıştık. Dinleyicilerimize keyifli anlar yaşatabildiysek ne mutlu bize. Bir de şu AB’den çıkmasa, ne de güzeldir İngilizlik.

No comments:

Post a Comment