Wednesday, 8 June 2016

Irkçılığın Yollarıma Pusu Kurmuş Beklemekte

“Paki deme sakın, büyük ırkçılık burada” dedi arkadaşlar. Toplam üç kez, konunun göbeğinde, başıma kötü bir şey gelir endişesiyle. “İyi ama Paki olmak kötü bir şey değil ki ırkçılık olsun”


Pakistan’da doğmuş birine Paki dediğim için ırkçı sayılabileceğim ülkenin sokaklarını, AB’den çıkmak için yapılacak referanduma yönelik şu kampanya billboard’ları süslüyordu o esnada: “77 Milyonluk Türkiye AB’ye girecek. Kültürümüzü ve toplumumuzu yok etmeden dur de!”

“Paki’ye Paki demeyin” ırkçılık etiketi, Hintli, Çinli, Arap, Polonyalı ve Türk dediğinde de geçerliydi. Ama İngiliz topraklarında bir Fransıza “French” demek, ırkçılık sayılmıyordu. Alman ya da İtalyan demek de gayet normaldi. Dilbilgisi gereği ırkçılık yapmamak için koydukları kuralın kendisi ırkçıydı. Etnik kimlik belirttiğim için ırkçılık sayılıyordu. Daha ilginci ise o, kendisi için Paki diyebiliyordu fakat benim demem ayıptı. Yani karşımdakini duymazdan gelecektim.

Pakiyiz biz
-          Aa Fransıza benziyorsunuz
-  Yok Pakiyiz
-          İtalyan olmasın. Emin misin?
-   Pakiyiz abi, bir sorunun mu var?
-          Ne sorunu canım. Benim Paki arkadaşlarım da var.

Acaba ırkçılıktan bu kadar korkan bir İngiliz'in bilinç altında, gerçekte ne dolaplar dönüyordu. Türk demek ayıp olduğuna göre, Durumumuzdan utandığımıza emindi herhalde. Fransız demek ayıp değildi, çünkü onlar iyi eğitimli beyaz Avrupalılardı. Ama bizim utanmak için sebebimiz çoktu. Yüz yüze tanıştıklarının ise o Türklerden değil, iyi Türklerden olduğuna dair bir fikir geliştiriyordu belki. İngiliz aksanına sahip değildi bu Türkler elbette. İşte dinleyeceksin, konuşacaksın düzelteceksin şiveni. “İngilizce konuş, çok konuş!” diye tavsiye vermeyi uygun buluyordu belki. Ah bu Türkler bir ülkede 77 milyon insan, yarısı aç bilaç yaşıyordu. ‘Acaba bakabilir miyiz?’ diye düşünmeden birer, ikişer çocuk doğuruyorlardı. Ne ara yapıyorlardı o kadar çocuğu? Neyse ki bu Türk komşusu İngiltere’ye atmıştı kapağı. İngiliz sayacaktı kendini artık. Zaten farklıydı diğerlerinden. Hatta ilk tanıştığında iltifat olarak söylemişti “hiç Türke benzemiyorsunuz” diye.

Beyaz Türk'ün Kürt'e yaptığı muameleyi mi görüyorduk? Oh, mis gibi empati kokuyordu. Bu kadar empati içindeyken nasıl oluyor da daha da milliyetçi oluyordu gurbette yaşayan Türkler. Daha da çok empati kokuyordu ama kokuyu galiba yine bir avuç insan alıyordu. 

Sanıyorum ki enine boyuna düşünmemişti bu İngilizler, Paki demeyi ırkçılık ilan ederken. Amaçları iyiydi, en nihayetinde ifade özgürlüğünün yazılı kanunla değil, vicdanlarla da korunduğu yerdi. Belki de ırkçılığın her çeşidinin, tüm şablonları evrenseldir. Kumaşı bu kadar tanıdık olduğuna göre!

No comments:

Post a Comment